ÇERÇÖP OLMUŞ DOSTLUKLAR…

Sakız isimli bloga itafen;

Okurken aklıma şu geldi; Dostluklarımız da, arkadaşlıklarımız da tıpkı sakızın şekeri bitinceye kadar, yani menfaatimiz kadar. Menfaatimiz bitti mi dönüp selam vermiyoruz, hatta daha ileri gidip ilişki istediğimiz biçimde gelişmediğinde yani tadı hoşumuza gitmediğinde çöpe attığımız gibi dostlarımıza da çerçöp muamelesi yapıyoruz.

Sultan Ö.

Yazmış olduğum “Sakız” isimli bloğa Sultan Hanım tarafından yapılan ve beni hem düşünmeye sevk etti, hem de şu ayeti de bana hatırlattı,

Onlara şunu da örnek göster: “Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.”

Kehf Suresi 45. Ayet

Burada Sultan Hanım’ın da bahsettiği gibi insanların ilişkilere vermiş olduğu anlam ile Rabbimizin dünya hayat için vermiş olduğu anlam aynı. İnsanlar dünya hayatının anlamını anlamışlar da sanki bunlarından kendilerine bir pay çıkarmadan, hayatlarına farklı şekilde aktarmışlar gibi duruyor.

Yukarıda alıntı yapmış olduğum sözler bloğum için yapılan bir yorumdu ki Allah razı olsun Sultan Hanım’dan bana yeni bir pencere açmama sebep oldu. Açmış olduğu o pencere de çok farklı açılar bulmama sebep oldu Allah razı olsun kendisinden. Ama şu an bir tanesini sizlerle paylaşıyor olacağım. Çünkü olayın ciddi şekilde çok derinliğine incelenmesi gereken tarafları var.

Menfaat kelimesinin anlamını hepimiz biliriz. Anlamını bir de google amcaya sorayım dedim ve karşıma yarar, fayda ve çıkar kelimeleri çıktı ve aynı zamanda bir de arapça olduğu ki zaten bu aşikar.

Hatta Arapça da “fayida” olarak geçiyor.

Tabi bu girişten sonra ciddi şekilde düşünmemi ve araştırmamı sağladı bu kavram. Kavramı araştırırken Kur’an’ı Kerim’de de hem menfaat boyutu hem de yarar – fayda olarak geçen ayetler mevcut olup konunun bir de felsefi boyutu olduğunu William James’in Faydacılık isimli kitabından öğrenmiş oldum. Tabi daha bir çok kitap mevcut ama bu direk önüme çıktı. Elhamdüllilah. Hatta elimde o kadar okuduğum kitap olmasına rağmen okumaya başladım çünkü ilgi çekici. Sizlere de tavsiye ederim. (İnşallah blogum da paylaşmaya çalışacağım ama her şey yazılası duruyor 🙂 )

Olay görüleceği üzere derin bir konu olmasına rağmen o kadar derine girmeden ilerlemeye çalışacağım.

Menfaatin, hem manevi, hem de maddi boyutu olan ve hayatımızın her anında insan ilişkilerinin olduğu her yer de yaşayacağımız bir durum olduğu ortada.

İnsan ilişkisinin olduğu her yerde menfaat var.Çünkü insan doğası gereği tek başına yaşayabilecek bir varlık olmadığı için iletişime girmiş olduğu her insanla bir şekilde bir menfaat ilişkisine girmiş oluyor. Bu menfaat, yarar-fayda veya çıkar boyutu olabilir.

Maddi ve manevi boyutunu olduğunu söylediğim menfaatin bir de şimdi anlam olarak fayda mı çıkar mı diye boyutu çıkmış oluyor. Anlam olarak fayda-yarar ve çıkar aynı şey olmasına rağmen, çıkar kelimesinde bir olumsuzluk manası olduğu isminden de anlaşılıyor.

Yani menfaatin bir ucuna fayda – yarar, diğer ucuna çıkar dersek sanırım yanlış bir ayrım yapmış olmayız. Zaten bizim sıkıntımız da tam da olayın diğer tarafı olan çıkar kısmında değil mi?

Fayda veya yarar da, bir kişiye onun için iyi olabilecek bir konuda yardım gibi bir anlam söz konusuyken, Çıkarda, yine iki kişi mevcut ama ikisi de veya biri kendine daha fazla yarar sağlamaya çalışıp, diğer tarafta aynı düşünceyi gözetmediği manası mevcut. Yani bir dengesizlik, haksızlık var gibi. Ama anlam olarak ikisi de menfaat.

Peki ne oldu da insan fayda – yarar kısmından çıkar kısmına geçti?

Kur’an’ı Kerim’de hep bizim fayda ve yarar sağlamamız, iyilik yapmamız gerektiği, yani veren el olmamız bize emredilmesine rağmen ne oldu da bu el hep almaya alıştı ve almayınca sırtını döner, tanımaz oldu.

Gerçek şu ki, Allah adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor

Nahl Suresi 90. Ayet

Kur’an’ı Kerim’i okuduğumda ve doğaya baktığımda hep aklıma gelen şey hiçbir şey anlamsız değildir ve her şey bir denge üzeredir. Dolayısıyla menfaat de ki denge de bu iki kişi arasında olan fayda veya yararın dengeli olması şeklindedir. Hatta şu ayette bana hep bunu hatırlatır;

“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adâletle yapınız; insanlara eşyalarını eksik vermeyiniz; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayınız.”

Hadid Suresi 85. Ayet

Bu harika ayette yine bize adaletten, dengeden, iki taraflı bir ilişkide iki tarafında yararına olacak şekilde hareket edilmesini, hep bana diyip kendi tarafına yontulmaması gerektiğini öğreten harika bir ayet. Şükürler olsun Rabbimize.

Peki dedik ya bu nasıl böyle oldu diye? Bunun sosyolojik, psikolojik bir çok tarafı olmakla beraber, zamanımızın acımasız hummasına yakalanan insan ve iletişim araçlarının da etkisi ile birey gün ve gün kendine dönmeye başladı ve artık o eski geniş aileler yerini çekirdek aileye bıraktı ki artık onlar bile yerini yalnızlığa terk eder bir hal almaya başladı.

Yani insan çevresine karşı yabancılaşmaya, bencilleşmeye ve sadece kendisini düşünür hale gelmeye başladı. Sadece kendisini düşünüp, çevresine karşı sorumsuz bir hal almaya başladı. Bu niye oldu diye düşünecek olursak, önceliklerimiz değişti. Çünkü hayatı öğrendiğimiz kaynak değişti. Asıl hayatı Kur’an’ı Kerim’den öğreneceğimize her şeyi televizyon ve sosyal medya denen ve hayatımızın bir parçası haline gelen teknolojiden öğrenmeye başladık.

Gece onunla yatıp, sabah gözümüzü onunla açar olduk. Sohbetlerimiz sanal, alışverişler sanal hatta şimdilerde okullar bile sanal hale geldi. Hadi okulların bir bahanesi var. Ya diğerleri peki?

Hayatımızı doğru yolda tutmak için rehberimize bakacağımıza o vakti, sosyal medyaya, televizyona ayırdık.

Sosyal medya dediğin, televizyon dediğin şeyler algı yönetiminin en kuvvetli yapıldığı sistemler olarak beynimizi yıkadı. Nasıl yıkadı ? Satın al, bu ucuz bunu al, bu daha ucuz, bu kampanya, bu daha renkli, bu en renklisi, bunu aldın bak şunu da al bu çok şık duruyor. Yani tüketimi bize her an, her saniye empoze ettiler ve etmeye de devam ediyorlar.

Kadınlara, çocuklara, altın ve gümüş cinsinden birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara ve arazilere yönelik dünyevî zevkler insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bu zevkler bu dünya hayatında tadılabilir; ama mutlu son, Allah katında olanıdır.

Ali İmran Suresi 14. Ayet

Yani biz bununla beraber manevi olan değerlerimizi yavaş yavaş kaybettik. Manevi değerlerin yerine de maddi değerleri koyduk. Artık herşeyi maddi değeri üstünden konuşur,kişilikleri ona göre belirler, sohbetimizde her şeyi ona endeksler hale geldik.

Bu arada bizim en önemli değerlerimizden olan veren el olmak ve Koçluk da bir tabir vardır çok hoşuma gider, kazan-kazan diye o bile kalmadı. Kazan – kaybet şeklinde dengeler bozuldu ve hayat değişime uğradı ve uğramaya devam ediyor.

Değerlerimiz niye bu hale geldi?

Ana kitabımızdan koptuğumuz için… Çok net…

Çünkü okumadık, okuduğunu sandıklarımıza inandık, onların ağızlarına baktık. Onları taklit ettik. Aklımızı kullanmadık, bu doğru mu yanlış mı diye…

Değeri bilmeyeni değerli sandık ama esas değer aradan kaydı gitti.

Bozulduk.

Demiştim ya manevi ve maddi menfaat var diye. Önceleri olan manevi menfaat şimdi tamamen yerini maddi menfaate yani çıkara bıraktı. Eğer çıkarı varsa seninle konuşur, görüşür eğer yoksa seni tanımaz hatta selam bile vermez oldu insanlar.

Üretmemiz gerektiği yerde tüketime verdik kendimizi ve her şeyi öyle tüketir olduk ki bencilliğimizden ilişkileri de aynı kategoriye koyduk. İlişkiler, insanlık da tüketim aracı oldu çıktı.

Çünkü beyni idrak edemedi bir çok insanın, yahu bu tüketilecek bir şey değil. Ben yarar sağlamalıyım, fayda sağlamalıyım, benim amacım iyi davranmak kısmını unuttu.

Hanginizin daha güzel/iyi amel yapacağınızı denemek için yoklukla varlığı yaratan, O’dur. O mutlak galiptir; affedicidir.

Mülk Suresi 2. Ayet

Yok yok, unutmadı. İşine gelmedi. Ahireti de unuttu ve başladı hep bana, hep bana demeye. Çünkü bencil. Çünkü o önceliğini değiştirdi. Nasıl olsa ahiret ve sorgu da yok, vur patlasın çal oynasın…

Ey İnsan artık kendine gel…

Önceliklerini bir kontrol et,

Bencillik sana hiç bir şey vermeyecek bunu iyi bir düşün,

Bizim görevimiz Allah’a kul olmak,

Kendimize kul olmak, kendimizi Tanrılaştırmak değil haşa,

Biz iyilik yapmak ve hatta hayırda yarışanlardan olmak için buradayız.

Menfaat dediğin şey eğer yarar sağlamaksa onu yapacaksın, hatta ne kadar zor olsa da kendinden fazla başkası için istemek için kendini zorlayacaksın, eğer ki çıkarsa ondan bir şey ÇIK-MAZ. İsmi üstünde çıkar. Yani yaptığın işlem 1 ise 1 çıkar geriye 0 kalır. Bizim amacımız çıkar değil çıkar-ma topla, çarp ve ver.

“Hz. Lokmân, öğüdüne devamla şöyle demişti: “Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu ortaya çıkarır. Doğrusu Allah en ince işleri görüp bilmektedir; her şeyden haberdardır.”

Lokman Suresi 16. Ayet

Allah yolunda mallarını harcayanların durumu, kendisinden yedi başak çıkan ve her başakta yüz tane bulunan bir buğday tohumuna benzer. Allah dilediğine kat kat verir; Allah her şeyi kuşatandır; her şeyi bilendir.

Bakara Suresi 261. Ayet

Bilmiyorum bunu kimler okuyacak ama umarım bu şekilde olan insanlara da ulaşır da umarım bir amacına ulaşır. Çünkü sadece yarar – fayda sağlayan insanların okuması bir şey değiştirmeyecek. Onun için sizden ricam lütfen yayalım bunu. Belki onlara da denk gelir, belki onlarında beğeni yapmaktan ziyade okuyacakları tutar, Allah onlara yardım etmek için okutur da belki onlarda kendi yanlışlarının farkına varır. Bu yazı çok büyük bir ışık yakmaz belki ama bir lambayı yakıp söndürür belki.

Hepimiz insanız, hepimiz hata yapabiliriz bu tabi ki mümkün. Ama önemli olan hatanın farkına varıp dönebilmektir. Sonrasında da gereğine göre davranmaktır.

İnancım odur ki, eğer kitabımızı hayatımıza aktarabilirsek kesinlikle bu yabancılaşma ortadan kalkacaktır.

Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki o da şeytan görev başında. Amacı işte bu şekilde insanları birbirine düşürmek, onun için çok dikkatli olmamız lazım.

Kitabımıza sarılalım, Rabbimize sığınalım, O çok merhametlidir. O bize her zaman yardım ettiği gibi yine edecektik yeter ki O’na kul olalım. Zaten o zaman çıkar değil her şey fayda ve yarar sağlama üstüne dönecektir.

Başarı yalnızca Allah’tandır

Övgü tamamen ve yalnızca Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Ayşe sezen dedi ki:

    İnsanlar paylaşmanın tadına varsalar, kendilerini bir daha bundan alıkoyamazlar dolayısıyla arkadaşlıklar da çıkar üzerine şekillenmez. Rabbimin de dediği gibi; “eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız.
    Halbuki insan elindekini verdikçe mutlu olur, keşke bunun tadına varsalar.
    Tolga bey, bizi her yazınızla, düşünmeye, araştırmaya teşvik ediyorsunuz, ama en önemlisi de bizi sarsıp kendimize gelmemizi sağlıyorsunuz. Rabbim ilminizi artırsın.

    Liked by 1 kişi

    1. tolga babaoglan dedi ki:

      Kesinlikle katılıyorum size Ayse Hanim. Eksigimizi tamamlamak için yani paylaşım için ne yapmamız lazım onu düşünmemiz gerekiyor sanirim. Allah razi olsun. Hepimiz birbirimizi teşvik ediyoruz Rabbim hepimizin ilmini artırsın insallah…

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s